Klimayı öğrenmek için kaynakçı olmak
1950'de İshak Alaton, İstanbul'da bir şirkette daktilo başında yazışma memurudur. Önünde, ömrünü aynı masada aynı işi yaparak geçirmiş yaşlı bir meslektaşı vardır ve o hayatı istemez. İsveç'e gitmeye karar verir; ama ne iş yapacağını bilmez.
O akşam eski bir Amerikan teknik dergisindeki meslek listesini karıştırırken bir satırda durur: air conditioning. Daha önce çalıştığı bir firmanın büyük bir binanın klima tesisatını üstlendiğini hatırlar. Hedef o gece netleşir.
İlk cevap hüsran olur: İsveç soğuk bir ülkedir, klima sektörü yoktur. Önüne tek bir seçenek konur: bir lokomotif fabrikasında kaynakçılık. Hiç düşünmeden kabul eder. Gitmeden önce beş ay boyunca plaklardan dinleyerek İsveççe öğrenir; işinden ayrılmadan önce de yerine bir arkadaşını yetiştirir.
Geminin kazan dairesinde hamakta, elinde tahta valizle yola çıkar. Motala'da kaynakçıdır; aylarca akşam yemeği kuru ekmek, peynir ve süttür. Dört ay sonra şefi onu çizim atölyesine alır, vantilatör çizmeye başlar. Ama hedefinden sapmaz: Stockholm'de havalandırma cihazı üreten bir fabrikaya geçer, mühendislerle montajlara gider. İş rutine bindiğinde de durmaz; yeni bir şey öğrenmek için yer değiştirir.
Bizim meslekte çoğumuz sevdiğimiz işe yan kapıdan girdik: çırak olarak, malzeme taşıyarak, kaynak yaparak. Önemli olan hangi kapıdan girdiğin değil, içeride hedefini kaybetmemek. Klimayı öğrenmek isteyen adam kaynak maskesiyle başladı ve o maskeyi hiçbir zaman son durak saymadı.
Bir de hazırlık var. Dilini bilmediği bir ülkeye tökezlememek için beş ay çalışıyor; ayrılırken arkasında boşluk bırakmıyor. Sahaya hazırlıksız giden tökezler, arkasında boşluk bırakan da iz bırakamaz.
Yanımda yetişen gençlere hep şunu söylüyorum: bugün kaynak yapıyorsan, kaynağı en iyi sen yap; ama gözün hep gitmek istediğin yerde olsun. Kaynak: Mehmet Gündem, Lüzumlu Adam – İshak Alaton (Alfa Yayınları).



