Düşünce✕
Şikâyet mi ediyorsun, soru mu soruyorsun?
🎧 Podcast olarak dinle · ekran kilitliyken de çalarSayfayı kaydırsanız da alttaki oynatıcıda çalmaya devam eder.

Şikâyet mi ediyorsun, soru mu soruyorsun?

Ceritoğlu'nun yazısı baştan sona sorulardan oluşuyor. Önce durumu koyuyor: sürekli şikâyet ettiğimizin farkında mıyız? Kiminle yaşıyorsak, o birlikteliğin temelini sarsan şey çoğu zaman bu süreklilik.

Sonra şikâyetleri tek tek soruya çeviriyor. İnsanlardan mı şikâyetçisiniz; sizi sürekli üzen insanlarla birlikte olmak zorunda mısınız? Bulunduğunuz yerden mi; niye oradasınız, gitseniz ne olur? Yorgunluğunuzdan mı; dinlenmeyi denediniz mi? Sorumluluklarınızdan mı; sorumluluklarınızı yazıp önceliklerinizi belirlediniz mi? İşinizden mi şikâyetçisiniz; iş değiştirmeyi denediniz mi?

Kapanışta iki soru var: sahip olduklarınızın farkında mısınız, yoksa hep olmayanların mı? Ve gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu biliyor musunuz?

Bu yöntemi sahaya taşımak çok kolay. Ekipten biri gelip "bu işler böyle yürümez" dediğinde tartışmak yerine soruyorum: hangi adım tıkanıyor, ne zaman tıkanıyor, sen olsan hangi sırayla yapardın, neye ihtiyacın var? Üç soru sonra şikâyet bir öneriye dönüşüyor; dördüncü soruda da o öneriyi kimin yapacağı ortaya çıkıyor.

Kendime de aynısını uyguluyorum. "Müşteri kıymet bilmiyor" cümlesi bir şikâyet. Soruya çevirince şöyle oluyor: müşteriye yaptığım işi ölçülebilir biçimde anlattım mı, raporumda ne yazıyor, ne kazandırdığımı gösterdim mi? Cevaplar çoğu zaman bana dönüyor. Sorularını kendine soran usta, ekibine de doğru soruyu sorar.

Kaynak: Ahmet Tevfik Ceritoğlu, “Kendimize Hangi Soruları Soruyoruz?”, tevfikceritoglu.blogspot.com (6 Mart 2025).

Bu yazıyı paylaş

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm yazılar →