İyi insanı kötü sisteme koyarsan kazanan sistemdir
Ceritoğlu yazıya Geary Rummler'in cümlesiyle başlıyor: "Dünyanın en iyi eğitim görmüş, motivasyonu en yüksek insanlarını işe alın ve işe yaramaz bir sistemin içine yerleştirin. Göreceksiniz, her seferinde kazanan sistem olacaktır."
Sonra çocukluğunda yazlık sinemada izlediği bir savaş filmini anlatıyor. Bir albay dört kişilik bir takım kuruyor: kapıyı açacak bir dalgıç, bombaları yerleştirecek bir uzman, yakın dövüş bilen biri ve attığını vuran bir nişancı. Her birinin ayrı bir ustalığı var. Albay onları günlerce birlikte çalıştırıyor; dayanıklılık, süreklilik ve odaklanma üzerine eğitim veriyor. Hedef ortak, A, B ve C planları hazır.
Yazının en can alıcı yeri şu: albay takımın her üyesine aynı mesafede durmuyor, her biriyle kendi diliyle konuşuyor. Adaletle eşitliği, eşitlikle iyi niyeti birbirine karıştırmıyor. Asi nişancıya liderliğini bir bilek güreşiyle kabul ettiriyor; yani otoriteyi rütbeyle değil, o adamın anlayacağı dille kuruyor.
Sahada bunun karşılığı çok net. Ekipte biri panoyu, biri kaynağı, biri otomasyonu iyi bilir. Hepsini aynı işe koşarsanız takım olmaz, kalabalık olur. Kimin neyi iyi yaptığını bilmek ve işi ona göre dağıtmak, ustabaşılığın yarısıdır. Diğer yarısı da herkesin aynı hedefi bilmesidir: bu iş ne zaman, hangi ölçüyle bitmiş sayılacak?
Rummler'in cümlesi ise bize şunu söylüyor: iyi tekniker bulmak yetmiyor. Yedek parça deposu boşsa, servis formu yoksa, aracın rotası kötü kurulmuşsa, o iyi tekniker de sistemin içinde eriyip gider. Adam değiştirmeden önce sistemi gözden geçirmek gerekir. Çoğu zaman sorun kişide değil, kurduğumuz düzendedir.
Kaynak: Ahmet Tevfik Ceritoğlu, “Takım Olmak”, tevfikceritoglu.blogspot.com (3 Ekim 2023).



