Hayat✕
Geçmişten geleceğe Erbaa…

Geçmişten geleceğe Erbaa…

Bazı bağlar vardır; mesafeyle değil, insanlıkla kurulur.

Bugün kütüphaneme yalnızca bir kitap girmedi. Geçmişten bugüne uzanan bir hatıranın, çocukluğumdan kalma bir duygunun ve memleketimin insanlarına duyduğum özlemin arasına yeni bir sayfa eklendi.

Teşekkür ederim Oğuz abi… İmzalı kitabını göndermen beni gerçekten çok mutlu etti.

Oğuz Erdoğan'ın imzalı “Soğuk” kitabı: “Sevgili hemşehrim Erdinç'e, aynı topraklardan gelmenin yakınlığına, içten desteğine ve güzel dostluğuna teşekkür ederek… Sevgi ve muhabbetle. Oğuz Erdoğan, Ekim 2026.”
Oğuz Erdoğan'ın imzalı “Soğuk” kitabı: “Sevgili hemşehrim Erdinç'e, aynı topraklardan gelmenin yakınlığına, içten desteğine ve güzel dostluğuna teşekkür ederek… Sevgi ve muhabbetle. Oğuz Erdoğan, Ekim 2026.”

Ben o zamanlar küçüktüm. Sizlerle belki çok fazla vakit geçiremedik, yollarımız uzun uzun kesişmedi. Ama çocukluğun hafızası tuhaftır; insanın büyüdükten sonra bile unutamadığı ayrıntıları vardır.

Babamla amcam, çalışmayı öğreneyim, bir mesleğin ucundan tutayım diye beni Ahmet amcamın yanına bıraktıklarında, ben daha hayatın ne olduğunu bilmiyordum. Dükkânı süpürmek, ortalığı toplamak, toz boyalardan uzak durmak… Bugün dönüp baktığımda bunların hiçbirinin yalnızca bir çocuğa yaptırılan işler olmadığını anlıyorum. Her birinin içinde emeğe, düzene, alın terine ve insana dair sessiz dersler varmış.

Bir de ilk kez çivinin tartılarak satıldığını gördüğüm o dükkân… Çocuk aklımla şaşırdığım, bugünse geçmişimin en kıymetli ayrıntılarından biri olarak hatırladığım o sahne…

Meğer insanın hayatına bazen büyük sözler değil, küçücük ayrıntılar yerleşirmiş. Yıllar geçer, dükkânlar değişir, sokaklar eskir, insanlar uzaklara düşer; ama bir zamanlar duyduğun bir ses, gördüğün bir davranış, sana gösterilen bir nezaket yüreğinin bir köşesinde yaşamaya devam edermiş.

Oğuz abi, senin kitabını imzalayıp göndermen benim için tam da böyle bir anlam taşıyor.

Çünkü insan bazen hiç yan yana oturmadığı, aynı sofrada uzun uzun konuşmadığı biriyle bile gönül bağı kurabiliyor. Bunun için aynı sokakta yaşamak, aynı şehirde yıllar geçirmek, her gün birbirini görmek gerekmiyor. Bazen bir cümle, bazen bir hatıra, bazen de bir kitabın ilk sayfasına düşülen birkaç satır yetiyor.

Kitabın ilk sayfasındaki ithaf: “Sevgili Hemşehrim Erdinç'e, aynı topraklardan gelmenin yakınlığına, içten desteğine ve güzel dostluğuna teşekkür ederek… Sevgi ve muhabbetle.” Oğuz Erdoğan, Ekim 2026.
Kitabın ilk sayfasındaki ithaf: “Sevgili Hemşehrim Erdinç'e, aynı topraklardan gelmenin yakınlığına, içten desteğine ve güzel dostluğuna teşekkür ederek… Sevgi ve muhabbetle.” Oğuz Erdoğan, Ekim 2026.

Hemşehrilik, yalnızca aynı yerde doğmuş olmak değildir. Aynı toprağın insanına saygı duyabilmek, onun sevincini kendi sevincinden ayrı görmemek, geçmişine ve hatıralarına kıymet vermektir.

İnsana saygı, kendine saygıdan ayrı değildir. Bir insanın değeri; ne kadar tanındığıyla, nerede yaşadığıyla, kiminle ne kadar vakit geçirdiğiyle ölçülmez. Asıl değer, insanın karşısındakine nasıl davrandığında, sözüne nasıl özen gösterdiğinde, yokluğunda bile nasıl hatırlandığında saklıdır.

İşte bu yüzden bazı insanlar memleketin yalnızca nüfusuna değil, hafızasına da kayıtlıdır.

Erbaa benim için haritada bir yerden, uzakta kalmış bir çocukluktan, dönüp dolaşıp hatırlanan sokaklardan ibaret değil. Erbaa; ailemin sesidir, büyüklerimin öğüdüdür, çocukluğumun tozudur, dükkânların kokusudur, yarım kalmış sohbetlerdir. Bir de insanın yıllar sonra geriye dönüp baktığında, aslında ne çok şey biriktirdiğini fark ettiği o tarifsiz duygudur.

İnsan büyüdükçe anlıyor: Memleket bazen özlediğin bir sokak, bazen adını duyunca içinin titrediği bir insan, bazen de yıllar sonra eline ulaşan imzalı bir kitaptır.

Ve insan, bir gün çocukluğunun küçük ayrıntılarında kendi varoluşunun izlerini bulur. O zaman anlar ki geçmiş, geride bırakılmış bir zaman değildir. Bugün nasıl durduğumuzu, insanlara nasıl yaklaştığımızı, yarına ne taşıdığımızı belirleyen görünmez bir köktür.

Geçmişten geleceğe taşınması gereken en büyük miras; mal mülk değil, makam değil, gösteriş hiç değil… İnsanın insana duyduğu saygıdır.

Çünkü bir memleketi yaşatan yalnızca binaları, yolları, meydanları değildir. O memleketi asıl yaşatan; birbirinin hatırını soran, büyüğünü unutmayan, küçüğünü hor görmeyen, emeğe değer veren ve aradan yıllar geçse de gönül kapısını kapatmayan insanlarıdır.

Bizim çocukluğumuzdan kalan ne varsa, onu yarınlara ancak böyle taşıyabiliriz. Hatırlayarak, anlayarak, incitmeden konuşarak, insanın onurunu her şeyin üzerinde tutarak…

Belki aynı sokaklarda büyümedik. Belki aynı sofralarda çok oturmadık. Belki hayat bizi birbirimizden uzak düşürdü. Ama aynı memleketin hatıralarında birbirimize değen izlerimiz var.

Ve bazen bir kitap, bütün o izleri yeniden görünür kılmaya yetiyor.

Oğuz Erdoğan, Soğuk. Kütüphanemde, memleketin hatıralarının yanında.
Oğuz Erdoğan, Soğuk. Kütüphanemde, memleketin hatıralarının yanında.

Teşekkür ederim Oğuz abi. Kitabın kütüphanemde, ama bıraktığın incelik gönlümde yerini aldı.

Dilerim Erbaa'nın çocukları da yıllar sonra kendi çocukluklarına böyle güzelliklerle dönsünler. Birbirlerini yalnızca nerede yaşadıklarıyla değil, nasıl insanlar olduklarıyla hatırlasınlar. Büyüklerinden aldıkları saygıyı, sevgiyi ve insanlık mirasını kendilerinden sonrakilere taşısınlar.

Çünkü bazı bağlar zamanla kopmaz; zaman geçtikçe anlam kazanır.

Erbaa'da geçmişten geleceğe uzanan en sağlam köprü, insanın insana bıraktığı güzel izdir.

Ve o izlerin anası saygı, dili nezaket, ömrü hatıradır.

İyi ki aynı toprakların insanlarıyız. İyi ki hâlâ birbirimizin gönlüne dokunabiliyoruz.

Bu yazıyı paylaş

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm yazılar →