Kurban etme, kurban olsun: bayram sabahına bir Erbaa yazısı
Bayram yazılarının çoğu aynı cümleyle açılır: ah o eski bayramlar. Ayşe Bostancı Akçay, Geçmişten Geleceğe Erbaa grubundaki Kurban Bayramı yazısında bunu yapmayacağını baştan söylüyor. Yine de çocukluğun bayram sabahlarına, eski evlerin penceresinden yükselen telaşa, kapıyı çalan sevinçlere bir selam veriyor. Çünkü anılar, diyor, insanın var oluşuna can veren güneş, su ve toprak gibidir.

Sonra kelimenin kendisine bakıyor. Kurban: bir amaç uğruna kendinden vazgeçişin adı. Hz. İsmail'in yerine kurban edilen koçla kurtulan bir hayat, teslimiyet ve sadakat. Ama yalnız koçlar değilmiş kurban edilen; Türkçe bunu yüreğinde taşımış. Ozan “kurban olam kalem tutan ellere” demiş; nineler torununu bağrına basarken “kurban olurum sana yavrum” diye seslenmiş. Bu sözlerde fedakârlık, merhamet, sevgi varmış.
Yazının dönüm noktası tek cümle: hayatta yalnızca kurban edilmiyor, nice şeyler de sevgiye, iyiliğe ve güzelliğe kurban oluyor. Buradan bayram dileğine geçiyor; doğayı hırsa kurban etmemek, kötülüğü kesip iyiliğe, nefreti kesip sevgiye, savaşı kesip barışa kurban olmak.

Yazı bir dilekle bitiyor: sevginin nefrete, merhametin öfkeye, iyiliğin kötülüğe galip geldiği nice bayramlara. Erbaa'da bayram sabahı ilk kimin kapısı çalınırdı; sizde kim vardı?

Kaynak ve teşekkür: Bu yazı, Ayşe Bostancı Akçay'ın Geçmişten Geleceğe Erbaa grubundaki paylaşımının yorum katılmadan özetlenmiş hâlidir; anlatılanlar ve alıntılar kendisine aittir. Çizgi roman kareleri yapay zekâ desteğiyle, eeu.com.tr risograf stilinde üretildi.
Yazının aslı: Ayşe Bostancı Akçay · Geçmişten Geleceğe Erbaa →Erbaa ve Tokat sayfası →


