Usta yetiştirmek: Meslek liseleri ve “Kendine iyi bak”
Şarık Tara Anlatıyor'un bir bölümü, bir inşaat devinin değil, bir velinin hikâyesi gibi okunuyor. Enka'nın kurduğu okulları anlattığı sayfalar bende kitabın en derin izini bıraktı. Çünkü ben de bir endüstri meslek lisesi mezunuyum ve bugün usta öğretici olarak her eğitim döneminde MESEM öğrencilerini yanıma alıyorum.
Hikâye 1999 depremiyle başlıyor. Tara, sarsıntının ardından şantiyelerden iş makinelerini ve yüzlerce çalışanı bölgeye gönderdiklerini, enkaz altından insan çıkarabilmek için maden işçilerini getirdiklerini anlatıyor. Ama benim asıl dikkatimi çeken, acil durum geçtikten sonra verdikleri karar oldu.
Birçok kurum bölgeye konut yaparken Enka farklı bir şey yapmaya karar veriyor: depremde anne babasını kaybeden çocukların okuyabileceği bir okul. Okulu kendi anlayışlarıyla işletmeyi seçiyorlar, öğretmenleri ve öğrencileri seçip çok kısa bir sürede eğitime başlıyorlar. Başlangıç zor; psikologlar ve yöneticiler gecelerini çocuklarla geçiriyor. Tara, İstanbul'daki okulda ne varsa aynısının burada da olmasını şart koştuğunu ve kendini o çocukların velisi gibi gördüğünü söylüyor.
Kitapta beni en çok duygulandıran an burada. Bir okul ziyaretinin sonunda on iki yaşlarında bir kız koşarak geliyor ve ona sarılıyor. Titriyor, bir şey istemek istiyor ama söyleyemiyor. Sakinleşince istediği şeyin bir oyuncak ya da bir ayrıcalık olmadığı ortaya çıkıyor; kız ona “Kendine iyi bak” diyor. Tara, bunu anlatırken bile gözlerinin dolduğunu yazıyor.
O okuldan mezun olanların bir kısmı yıllar sonra mühendis olarak Enka'nın projelerinde çalışıyor. Bir okul açıp devlete devretmek de bir iyiliktir. Ama o çocukların mezuniyetinden sonra da peşini bırakmamak, onları işin içine ve şirketin geleceğine ortak etmek bambaşka bir sadakat.
Bir diğer bölüm doğrudan benim dünyam: Gebze'deki teknik ve endüstri meslek lisesi. 2008'de kurulan bu okulda öğrencilerin tamamı tam burslu okuyor. Tara'nın gerekçesi açık: ekonominin meslek okulu mezunlarına büyük ihtiyacı var ve bu gençler ileride mühendis olduklarında hem teoriyi hem uygulamayı bilen insanlar olacak. Okul Almanya'daki okullarla kardeş okul yapılıyor.
Tara şirketi büyütenlerin yalnızca yöneticiler olmadığını da vurguluyor. Formen, ustabaşı ve usta seviyesinde ömrünü o şirkette geçirmiş insanları asıl taşıyıcı sayıyor. Okullardan mezun olan gençleri de öğrenimleri boyunca stajyer olarak uzak şantiyelere gönderiyorlar ki şantiyeyi, sahanın heyecanını genç yaşta tanısınlar.
Ben çıraklığı yaz tatillerinde, ustaların yanında öğrendim. Bugün usta öğretici olarak MESEM öğrencilerine aynı kapıyı açmaya çalışıyorum. Tara'nın okullarında gördüğüm şey şu: gence yalnızca burs vermek yetmiyor; ona sahayı da vermek gerekiyor. Staj yeri, gerçek bir şantiye, gerçek bir arıza, yanında duran bir usta.
Onun kurduğu okulların ölçeğinde değilim; benim sınıfım bir servis aracı, bir makine dairesi, bir pano. Ama mantık aynı: meslek sahada ve bir ustanın yanında öğrenilir, usta da ancak yetiştirdikleri kadar büyür. Bir gün yanımda yetişen bir gencin kendi ekibini kurduğunu görmek, benim için en büyük ödül olur.
Bu yazıyı okuyan meslek lisesi öğretmenlerine ve öğrencilerine de bir notum var: okulunuzda bir söyleşi ya da sahada bir staj için kapımız açık. Sahayı genç yaşta tanıyan, işini de hayatını da daha sağlam kurar.



