“Siz Batılılar”: Etiketle konuşmanın bedeli
Tıp okumak için İzmit'ten Erzurum'a giden bir genç kız, kaldığı yerde bir oda arkadaşıyla tanışıyor. Kız Erzurum Tıp'ı yeni bitirmiş, uzmanlık sınavına hazırlanıyor. Çay demleniyor, sohbet ısınıyor; iki yabancı bir akşamda arkadaş oluyor.
Sohbetin bir yerinde oda arkadaşı siz Batılılar diyor. Genç kız cümlenin devamını duymuyor bile; kafasına dank eden şey etiketin kendisi. O güne kadar Batılı derken Avrupalıyı anlamış, İzmit'i Batı saymamış. Meğer bizim Doğulu dediklerimiz bize Batılı diyormuş. Herkes birinin doğusunda, birinin batısında duruyor.
Hikâyenin ince yeri şu: oda arkadaşı kötü niyetli değil, aklı başında biri. Ama o iki kelime araya bir mesafe koyuyor. Genç kız fakülte yıllarını bu etiketin altında geçireceğini seziyor; bir yandan da Batılı sayılmaktan duyduğu o küçük gururdan utanıyor.
Bunu okurken sahadaki toplantılar aklıma geldi. Siz mühendisler bilmezsiniz, biz sahadayız. Siz tekniker takımı kâğıda yazmaz. Siz merkezdekiler buraya gelmiyorsunuz. Cümleler hep bir kişiye değil, bir sınıfa söylenir; kimse alınmasın diye de gülerek söylenir.
Oysa iş, tam o etiketlerin arasındaki boşlukta kalır. Hesabı yapan projeyi bilir, sahadaki cihazın huyunu bilir, muhasebe parayı, satış müşteriyi bilir. Biri diğerini siz diye anmaya başladığı gün bilgi akmayı bırakır; aynı arıza aynı yerden tekrar eder, kimse de sebebini konuşmaz.
İleri mevzi adamının işi tam burada başlıyor. Ben mühendis değilim, akademisyen de değilim; iki dünyanın arasında durup çeviri yapıyorum. Firmalarda ilk kurduğumuz şey yazılım değil, ortak dil oluyor: aynı ekran, aynı kelimeler, aynı kayıt. Etiketle konuşmayı bıraktığımız gün iş hızlanıyor. Kaynak: Ayfer Tunç, Memleket Hikâyeleri, İletişim Yayınları.



