100 lira ve ortaklığın kuralları
Alarko'nun ilk yılında iş bölümü nettir: işi İshak Alaton bulur, tekniği Üzeyir Garih çözer. İlk büyük iş altı ay sürerken araya küçük bir iş girer: bir fabrika için radyatör. Alaton bir tornacı ustadan fiyat alır, üstüne küçük bir pay koyar, işi alır ve bir haftada teslim eder. Kazanç 100 liradır; şirketin gerçekten kazandığı ilk para.
Alaton'a göre o 100 lira değerdi. O gün hedef büyük para değil; piyasada var olmak, tecrübe kazanmak ve güvenilir bir isim olmaktı. Bizim sektörde de ilk müşteriyi kazanmak, ilk faturadan daha önemlidir.
Ama asıl ders ortaklıkla ilgili. Alaton ortaklığın evlilikten zor olduğunu söyler. İki ortak birbirine hiç benzemez: Garih analitik ve gerçekçi bir mühendis, Alaton ise hisleriyle hareket eden, hayalci bir girişimcidir. 1954'ün sonunda İzmir'den gelen büyük bir işte ayrışırlar: Alaton almak ister, Garih işi hem teknik olarak zor hem de riskli bulur.
İnatlaşmak yerine masada çözülemeyen soruyu sahaya taşırlar. Bir teknisyeni İzmir'e gönderip araştırtırlar ve karşı firmanın işçilerine maaş ödeyemediğini, piyasaya borçlu olduğunu öğrenirler. Tartışma yine bitmez; ama bütün bir cumartesi süren konuşmadan kalıcı kurallar doğar. Her şey en zıt açılardan konuşulacak, karar verildikten sonra sonucuna birlikte sahip çıkılacak, bir iş kötü giderse kimse ortağına suçu yüklemeyecek. Eleştiri yüz yüze yapılacak, arkadan tek söz söylenmeyecek.
Bu kurallardan ikisi bende iz bıraktı. Birincisi, masada kilitlenen bir tartışmayı keşifle çözmek. Bir teklifte ekip ikiye bölündüğünde tartışmayı uzatmak yerine sahaya birini gönderip gerçeği görmek, en iyi hakemdir. İkincisi, suçu ortağa yüklememek. Bir proje kötü gittiğinde ekipte “bunu sen istemiştin” cümlesi kurulmaya başladıysa, sorun artık projeden büyüktür.
Farklılık zayıflık değil, güçtür: tekniği bilenle müşteriyi bilen aynı masada oturur. Oyunun kurallarını birlikte yazmak dediğimiz şey de tam olarak budur. Kaynak: Mehmet Gündem, Lüzumlu Adam – İshak Alaton (Alfa Yayınları).



