Düşünce✕
🎧 Podcast olarak dinle · ekran kilitliyken de çalarSayfayı kaydırsanız da alttaki oynatıcıda çalmaya devam eder.

COP31 Antalya'ya geliyor: 9–20 Kasım 2026. Ben sahadan tek bir soruyla gidiyorum: O gaz toplandı mı?

Birleşmiş Milletler iklim zirvesi COP31, 9–20 Kasım 2026'da Antalya'da toplanıyor. Zirveye Türkiye ev sahipliği yapıyor; başkanlığını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum yürütecek. Müzakerelerin başkanlığı ise Türkiye ile Avustralya arasındaki anlaşma gereği Avustralya'nın iklim bakanı Chris Bowen'da. İki hafta boyunca hükümetler, şirketler, üniversiteler ve sivil toplum aynı şehirde; Antalya'nın otellerinde değil, soğutma makinelerinin başında geçen bir ömrün sahibi olarak bunu uzaktan izlemek istemedim.

Zirve boyunca Prof. Dr. Levent Kurnaz'ın öncülüğünde kurulan Artisan Climate House sahnesi, iklim üzerine söyleyecek sözü olan akademisyenlere, kurumlara ve girişimlere açık. Konuşmacı başvurumu yaptım. Kabul edilirse 45 dakikam olacak; kabul edilmezse de bu yazı ve ardından gelecek podcast ile video, söyleyeceğimi söylemiş olacak.

Konuşmanın adı bir soru: “O gaz toplandı mı?” Hikâye 1930'da, bulduğu soğutucu gazı ciğerine çekip bir mumu söndüren mucitle başlıyor. O gaz ozonu deldi. Dünya Montreal'de toplandı, gazı yasakladı; ozon tabakası bugün iyileşiyor. Yerine gelen R-22 ozonu kurtardı ama iklimi ısıttı: ısıtma etkisi karbondioksitin yaklaşık 1.810 katı. Onun yerine gelenler de masum değil. Kigali'de bunlar da takvime bağlandı; Türkiye 2021'de onayladı. Kâğıt üstünde eksik yok.

Sahada ise başka bir manzara var. Ocak ayında bakkalın önünde çalışan dondurma dolabı, kapağı olmayan market reyonu, dört mevsim aynı derecede tutulmaya çalışılan gıda. Soğutma ısıyı yok etmez, bir yerden alıp başka yere taşır; her taşımanın bedeli var. Dünyanın bir yerinde fazla soğutuyoruz, bir yerinde hiç soğutamıyoruz: soğuk zincir olmadığı için her yıl yaklaşık 526 milyon ton gıda kayboluyor. Bu rakamlar benim değil, Uluslararası Soğutma Enstitüsü'nün ve Enerji Ajansı'nın; konuşmada kaynaklarıyla vereceğim.

Asıl sorum ise kendi sahamdan. R-22 yasağından sonra hâlâ çalışan, gaz kaçırmayan cihazlar söküldü ya da başka gaza çevrildi. Yeni gazın kilogramı servis fişinde yazıyor. Çıkan gazın kilogramı yazmıyor. Yazmıyorsa o gazın nereye gittiğini kimse bilmiyor demektir. Çevreyi korumak için kurulan geçiş, doğru yürütülmediğinde salımı azaltmıyor, öne çekiyor. Bunu daha önce “R-22 değişiminde kimsenin sormadığı soru” yazısında anlatmıştım; COP31'de aynı soruyu kuralı yazanların yüzüne söylemek istiyorum.

Beş isteğim olacak: kuralı yazmadan önce sahaya inin; kaç cihaz değişti diye değil, kaç kilogram gaz toplandı diye sorun; kaydı ek iş değil, işin parçası yapın; geri kazananı ödüllendirin; soğuğun da bedeli olduğunu konuşalım. Bir de bize, sahaya düşen altıncısı: çalışan cihaz için değişim kararı ölçüye dayansın. Kendi firmamızda kaydı işin içine yerleştirmek için getfgas'ı kurduk; kayıt defterinde iki satır yan yana durur: giren kaç kilogram, çıkan kaç kilogram. Bu iki satır hem çevrenin hem firmanın savunmasıdır.

Buraya R-22 yasağını tartışmaya açmak için gitmiyorum; ozon tabakası bu ülkenin de meselesi. Gitmek istediğim yer, kuralla saha arasındaki boşluk. Kural kâğıtta yazılır; iklim sahada korunur. Konuşmanın tam metni, podcast bölümü ve kısa videoları bu sayfaya ekleyeceğim. Antalya'da olacaksanız haber verin; bir soğuk hava deposunun önünde buluşalım.

Kaynak: UNFCCC, “The Road to Antalya”; cop31.tr; UNEP–WMO Ozon Değerlendirmesi 2022; IIR, The Carbon Footprint of the Cold Chain (2021); IEA, The Future of Cooling (2018). Mevzuat bilgisi saha tecrübesi ve yönetmelik metnine dayanır, hukuki görüş değildir.

Bu yazıyı paylaş

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm yazılar →