6 Ekim: İstanbul'un kurtuluş günü, benim doğum günüm
Takvimde 6 Ekim'in benim için iki anlamı var. İlki herkesin: 6 Ekim 1923, İstanbul'un kurtuluşu. İkincisi yalnız benim ve ailemin: elli üç yıl sonra, aynı gün, doğum günüm.
Önce şehir
13 Kasım 1918'de İtilaf donanması Dolmabahçe önüne demirledi. Beş yıla yakın sürdü: şehir işgal altında, Anadolu'da savaş. 2 Ekim 1923'te son işgal birlikleri Dolmabahçe'de Türk bayrağını selamlayıp gemilere bindi. 6 Ekim sabahı Şükrü Naili Paşa komutasındaki birlikler İstanbul'a girdi. Halk sokaklardaydı; Sultanahmet'te tören yapıldı.
Bir şehrin kurtuluşu bir günde olmaz; o gün yalnız sonuçtur. Arkasında Anadolu'da verilen savaş, Lozan'daki masa ve bu şehri bekleyen insanların inadı var. 6 Ekim o inadın tarihi.
Sonra ben
1976'da aynı gün doğmuşum. Çocukken bunun farkında değildim; büyüyünce takvime her baktığımda iki kutlama iç içe geçti. Bir şehrin kurtuluş gününde doğmak insana bir şey yükler mi, bilmiyorum. Ama her 6 Ekim'de önce şehre, sonra kendime bakıyorum; sıralama hep böyle.
Bu yıl ellinci. Eşim geçen hafta sürprizi erken yaptı, masada dostlar vardı, hepsini yazdım. Bugün asıl gün. Pasta yok, tören yok; bir fincan çay, bir de bu not.

Elli yıl, yirmi iki yılı sahada geçmiş bir ömür. Soğutma gazı, pano, çatı, müşteri, çırak, usta. Hâlâ öğreniyorum; geçen hafta 2007'de yazdığım bir dergi yazısını canlı kitaba çevirdik. Ellinin güzel yanı bu galiba: geriye bakacak kadar yol, ileriye bakacak kadar merak var.
İstanbul'un kurtuluşu kutlu olsun. Şükrü Naili Paşa'yı, o gün şehre giren askerleri ve bu günü mümkün kılan herkesi saygıyla, rahmetle anıyorum. Bana da: iyi ki doğmuşum. İyi ki bu şehirde.



