Biyoçeşitlilik için neye söz verdik? Kunming-Montreal Çerçevesi
Prof. Dr. Levent Kurnaz, 21 Ekim'de Son Buzul Erimeden bülteninde Erivan'da başlayan Biyoçeşitlilik Konferansı (COP17) öncesinde Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'ni anlatıyor. Belgenin iki kentin adını taşıması COVID-19 salgınından kaynaklanıyor: 2020'de Kunming'de yapılması planlanan konferans ertelendi, ilk bölümü 2021'de büyük ölçüde çevrim içi olarak Kunming'de, ikinci bölümü 2022'de Montreal'de toplandı. Başkanlığı Çin yürüttü, ev sahipliğini Kanada yaptı.
Biyoçeşitlilik yalnızca nesli tükenen hayvanlar değil
Kurnaz'a göre biyoçeşitlilik ağaç türlerinden topraktaki mikroorganizmalara, tozlaştırıcı böceklerden planktonlara, tarım ürünlerinin yabani akrabalarından türler içindeki genetik farklılıklara kadar uzanıyor; canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkileri de buna dahil. Doğanın bozulmasını bu yüzden tarım, su güvenliği, sağlık ve ekonomi sorunu olarak görüyor. İklimle bağlantıyı iki yönlü kuruyor: ısınma ekosistemleri zorlarken ormanların yok edilmesi, sulak alanların kurutulması ve toprakların bozulması salımları artırıp uyum kapasitesini düşürebiliyor. Yine de arazi ve deniz kullanımı, aşırı kullanım, kirlilik ve istilacı türler de başlıca baskılar arasında; Kurnaz'a göre yalnızca salımları azaltarak doğa kaybı durdurulamaz.
2030 için verilen sözler
Aralık 2022'de Montreal'de kabul edilen çerçeve, 2050 için dört uzun vadeli amaç ve 2030 için 23 hedef içeriyor. En bilineni, kara, iç su, kıyı ve denizlerin en az yüzde 30'unun etkin biçimde korunması (30'a 30); Kurnaz, haritada koruma alanı ilan etmenin doğanın gerçekten korunduğu anlamına gelmediğini, alanların ekolojik açıdan önemli, birbirine bağlı ve iyi yönetilen yerler olması gerektiğini yazıyor. Diğer hedefler arasında bozulmuş ekosistemlerin en az yüzde 30'unun restorasyon kapsamına alınması, gıda israfının yarıya indirilmesi ve doğaya zarar veren kamu teşviklerinin yılda en az 500 milyar dolar azaltılması ya da yeniden düzenlenmesi var.
Finansman hedefi, 2030'a kadar tüm kaynaklardan yılda en az 200 milyar dolar; gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere giden uluslararası kaynakların 2025'te yılda en az 20 milyar, 2030'da 30 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Kurnaz, miktar kadar paranın kime, hangi koşullarla ulaştığının ve yerel toplulukları dikkate almayan koruma politikalarının yeni adaletsizlikler yaratabileceğinin de önemli olduğunu belirtiyor.
Paris Anlaşması'ndan farkı
Kurnaz'a göre iki belge arasında hukuki bir fark var: Paris Anlaşması ülkelerin taraf olduğu bir uluslararası anlaşma, Kunming-Montreal ise yürürlükteki BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilmiş bir karar ve hedefler çerçevesi. Uygulamada ise benzerler: Paris'te ulusal katkı beyanları, biyoçeşitlilikte ulusal stratejiler ve eylem planları var; iki sistemde de soru ulusal çabaların toplamının küresel hedefe yetip yetmeyeceği. Kurnaz bir farkı da not ediyor: iklimde küresel sıcaklık artışı gibi ortak bir gösterge varken, biyoçeşitlilikte çok sayıda göstergenin birlikte okunması gerekiyor.
Türkiye açısından
Kurnaz, üç tarafı denizlerle çevrili, farklı iklim bölgelerinin kesişiminde yer alan ve önemli sulak alanlara sahip Türkiye'de konunun tarım ve su üzerinden çok daha geniş bir bağlantı kurduğunu yazıyor; sulak alanlar, toprak canlılığı, tozlaştırıcılar ve kıyı ekosistemleri üretim ve balıkçılıkla doğrudan ilişkili. Kurnaz'a göre çerçevenin Türkiye için en önemli katkısı, doğa korumayı yalnızca koruma alanlarından sorumlu kurumların işi olmaktan çıkarmak olabilir. 2030'a dört yıl kala asıl sorunun kaç hektarın korunduğu değil, doğa kaybının gerçekten durdurulup durdurulamadığı olduğunu vurguluyor.
Kaynak: Levent Kurnaz, “Biyoçeşitliliği Korumak İçin Neye Söz Verdik?”, Son Buzul Erimeden, 21 Ekim 2026. Bu yazı, bültendeki yazının yorum katılmadan özetlenmiş hâlidir; görüşler, değerlendirmeler ve aktarılan veriler yazarına aittir. Yazının tamamı kendi sayfasında.
Yazının tamamı: Levent Kurnaz · Son Buzul Erimeden ↗COP31 Antalya rehberi →


