Yerine kimseyi yetiştirmeyen adam
Şeref Oğuz'un 18 Eylül'deki yazısının adı “Küçük dağları ben yarattım sendromu”. Okurken birkaç kez durup tavana baktım.
Anlattığı tip şu: tek karar verici olmak isteyen, mutlak itaat bekleyen, yetki devretmeyen, etrafını “evet efendim” diyenlerle dolduran patron. Oğuz'un asıl vurduğu yer ise ikiyüzlülük: siyasette tek adamlığı eleştirenlerin, kendi şirketlerinde aynısını yapması. Gezdiği işletmelerde bunu sürekli gördüğünü söylüyor.
Zararı da sayıyor: karar kalitesi düşer, çünkü kimse itiraz etmez. Kurum kırılganlaşır, çünkü yedek yoktur. Egonun kısa vadeli tatmini, kurumun uzun vadeli yıkımını gizler.
Benim otuz yıllık gözlemim bunu doğruluyor.
Sahada iki tür usta gördüm. Birincisi, bildiğini saklar. “Ben olmazsam yapamazlar” cümlesini bir güvence sanır. Onun için vazgeçilmezlik bir kariyer stratejisidir. İkincisi, bildiğini anlatır; hatta anlatmakla kalmaz, çırağı kendi başına göndermeyi göze alır. İlk seferde hata yapacağını bilir, yine de gönderir.
Yirmi yıl sonra birincinin etrafında kimse kalmaz. İkincinin adı, hiç tanımadığı atölyelerde anılır.
Vazgeçilmez olmak bir övgü değil, bir teşhistir. Yerinize kimseyi yetiştirmediyseniz, kurduğunuz şey bir kurum değil, sizin ömrünüz kadar süren bir gölgedir.
Bunu yazmak kolay, yapmak zor. Çünkü çırağa iş devretmek, önce kendi egonuzu devretmeyi gerektiriyor.
Şeref Oğuz'un dediği gibi: mezarlıklar kendini vazgeçilmez sananların adlarıyla dolu.
Kaynak: Şeref Oğuz, “Küçük dağları ben yarattım sendromu”, Ekonomim / Dünya, 18 Eylül 2026.



